Gazeteciliğe 2007 yılında kendi haber bloğunda ve YouTube kanalında başlamış birisi olarak “yeni medya” ile “klasik medya” arasında oluşan çatışmaya/sinerjiye en yakından tanıklık ettim. İlginç şekilde “klasik medya”da çalışan kimi profesyoneller “yeni medya”yı bir rakip olarak görme, hatta onu aşağılama yanılgısına düştü ve hatta yeni medyaya savaş açan öngörüsüz meslektaşlarımız da oldu.

YouTube da Türkiye’de ve dünyada benzer muamele gördü. Klasik mecralar önce onu yok saydı, sonra alaya aldı; ciddi bir yapı olduğunu görünce onunla savaşmaya çalıştı ve neticede bu anlamsız savaşı kaybederek YouTube’un varlığını kabul etmek zorunda kaldılar. Özelikle televizyon kanalları bu aşamadan sonra genel anlamda sosyal medya ile, özelde ise YouTube’la nasıl bir sinerji oluşturacağını düşünmeye başladı.

NBC ile YouTube arasındaki hukuk mücadelesi bu sürecin güzel bir örneği aslında:

Şubat 2006’da NBC televizyonu, içinde “Lazy Sunday” ve 2006 Olimpiyat görüntülerinin de olduğu telif haklarını ellerinde bulundurdukları görüntülerin kaldırılması için YouTube’a başvurdu. Sonraki ay YouTube, telif ihlalleri karşısındaki ciddiyetini güçlendirmek için videolara 10 dakikalık bir limit koydu. Ancak bu da NBC için yeterli olmadı, kanal başvurusundan geri adım atmadı. NBC’nin taleplerini karşılamak için YouTube elinden geleni yapmış olsa da, bu olayın haber olması YouTube’un şimdiye kadarki en büyük tanıtımı oldu. YouTube bu süreçte büyüyüp, gücünü artırdıkça NBC olanakların farkına varmaya başladı. Haziran 2006’da durumu değerlendiren NBC, beklenmedik bir hareket yaparak YouTube’a stratejik bir işbirliği önerdi. Bu işbirliğiyle YouTube’da resmi bir NBC kanalı kuruldu ve pek çok dizi tanıtımı bu kanalda yer aldı.

YouTube ile içerik savaşı başlatıp geri adım atan tek kanal NBC de olmadı. CBS de benzer bir yöntemi tercih etti. Ancak o da zamanla YouTube’un önlenemez yükselişini görerek geri adım attı.

YouTube’daki videoları için telif davası açan CBS News and Sports’un yöneticileri arasındaki Sean McManus’un açıklamaları aslında YouTube’un gücünü medyanın ne kadar geç fark ettiğini de gözler önüne seriyor. McManus, “Bu kadar dar bir pencereden bakmak yerine geçmişte bu görüntüleri sahiplenseydik ve CBS’ye olan ilgiyi artırdığının farkına varsaydık bizim için çok daha iyi olacaktı” diyor.

YouTube özellikle televizyon kanalları ve video üreticileri için kolay ve ücretsiz bir yayın mecrası. Bu imkân ilk başlarda görülemese de medyadaki algı değişimi artık YouTube’un ne kadar da iyi bir mecra olduğu yönünde.

Medya ve eğlence sektöründe YouTube’a yönelik algı pozitif yönde değişmeye başlasa da aynı sorunlar hala aşılabilmiş değil. 2016 yılında YouTube’a tepkiler hala sürüyor ve kısa sürede bitecek gibi durmuyor. Örneğin, Temmuz ayında Coldplay, Lady Gaga, Maroon 5 ve Sting gibi dünyaca ünlü binlerce müzisyen, gelir kaybettikleri gerekçesiyle YouTube’u Avrupa Birliği’ne (AB) şikâyet etti. AB Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker’e içerisinde çok sayıda ünlünün imzası bulunan, “Avrupa müzik sektörünün sürdürülebilir geleceğinin güvenliğini sağlamak” başlıklı bir mektup gönderildi.

Yaklaşık bin müzisyen ve söz yazarının imzasını taşıyan mektupta, YouTube gibi kullanıcıların yükleme yapabildiği uygulamalar nedeniyle, sanatçıların müziklerinin gerçek değerini alamadığı iddia edildi. Mektupta, bu durumun sadece günümüz müzisyenlerine ve söz yazarlarına zarar vermediği, bir sonraki nesil sanatçıların hayatta kalmalarını tehlikeye attığı belirtildi.

Habere ulaşma ve haberi ulaştırma kanalları değişiyor

YouTube, gazeteciler ve doğru habere ulaşmak isteyenler için de önemli bir mecra. Bu noktada, YouTube ve video blogların habere ulaşma ve ulaştırma kanalları içerisinde önemli bir alternatif haline geldiğini söyleyebiliriz.

İlk olarak, Irak Savaşı’nda sosyal medyanın gücüne tanık olduk. Iraklı blog ve YouTube kullanıcılarının paylaştıkları, uluslararası saygınlığı olan CNN, SKY ve benzeri kuruluşlar tarafından televizyonlara yansıtılırken, gazeteler de bu sürece seyirci kalmadı. Iraklı sosyal medya kullanıcıların yaşadıklarını anlattıkları yazılar, dünyanın dört bir yanındaki gazeteler tarafından yayınlandı.

Irak savaşının ardından İran’da yaşanan seçimlerde de blog yazarları, sosyal medya kullanıcıları öne çıktı. Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’a muhalif binlerce kişinin katıldığı ve güvenlik güçlerinin sert bir şekilde bastırdığı protesto gösterileri sosyal medya aracılığıyla tüm dünyaya duyuruldu.

Arap Baharı sürecinde, özellikle Mısır ve Suriye’de de sosyal medyanın etkilerini net olarak gördük. Örneğin; 15 Mart 2011’de başlayan muhalif hareketin silahlanıp güvenlik güçleriyle çatışmaya başlamasıyla kan gölüne dönen Suriye’de yaşananları klasik medyadan değil sosyal medyadan öğrendik. Ciddi bir örgütlenme içerisine giren muhalifler, yaşanan süreci sosyal medyadan tüm dünyaya aktardı.

Şam yönetimi uluslararası basına kapılarını kapatırken ülkede yaşananları Suriye’deki muhaliflerin oluşturdukları bloglar, Twitter hesapları, Facebook sayfaları ve nihayetinde Youtube kanallarıyla öğrenmeye çalıştık. O zamanlar, süreci yakından takip eden bir dış haberler editörü olarak en büyük haber kaynaklarımdan bir tanesi bu mecralar haline geldi. Uluslararası haber ajansları dahi kendileri ülkeye giremedikleri için bu kaynaklardan aldıkları haberleri abonelerine geçmeye başladı. Sosyal medya, klasik medyanın en önemli haber kaynaklarından bir tanesi haline geldi. Ana haber bültenlerini sosyal medyadan derlenen görüntü ve bilgiler süslemeye başladı.

Hui Ying, YouTube adlı kitabında “Gençler için ortaya çıkan bir teknoloji nasıl oldu da ekonomik ve politik değişime etki eden bir güç haline geldi?” diye soruyor. Cevabı ise o da YouTube ile dünyaya yayılan bir haberle aktarıyor.

Çinli askerler; Tibetli rahipleri, kadınlar ve çocukları soğukkanlılıkla vuruyor. Bir dağcı ise bunları kaydediyor. Videoların YouTube’da yayınlanması tüm dünyayı sarsmaya yetiyor. Hui Ying, süreci şöyle anlatıyor:

Görüntüde karla kaplı bir patikada tek sıra halinde yavaşça yürüyen insanlar var. Birden bir patlama duyuluyor ve sıranın en başındaki kişi yere düşüyor. Bir patlama daha duyuluyor ve bir kişi daha yere yığılıyor. Üniformalı bir Çin askeri tüfeğini tekrar ateşliyor. Daha sonra bir asker grubu yerdeki cesetleri inceliyor. Bu görüntüler bir tırmanış ekspedisyonuna katılan bir dağcı tarafından çekiliyor. Video önce bir Romanya televizyonunda yayınlandı fakat tüm dünyanın ilgisini çekmesi YouTube’a yüklenmesi ile sağlandı. İnsan Hakları Dernekleri daha sonra bu grubun rahipler, kadınlar ve çocuklardan oluşan Tibetli bir mülteci grubu olduğunu açıkladı.

Bu olay, YouTube’un habere ulaşmak ve haberi ulaştırmak için ne kadar da önemli bir kanal olduğunu gözler önüne seriyor. Ying, bu durum karşısında durumu, “YouTube etkisine hoş geldiniz!” diyerek özetliyor.

YouTube’dan haber bültenlerine yansıyan görüntüler, sadece bu örneklerle de sınırlı değil. Nitekim bugün hala pek çok haber kanalında YouTube’dan alınmış görüntüler kullanılıyor. Tüm dünya gibi uluslararası haber kanalları ve ajansları da pek çok gelişmeyi YouTube gibi mecraların oluşturduğu sosyal medyadan izliyor.

Pew Araştırma Merkezi’ne bağlı Gazetecilikte Mükemmellik Projesi tarafından yapılan araştırmada, 2011 yılının farklı aylarında insanların güncel olaylar için en fazla YouTube’u kullandıkları belirlendi. Pew Araştırma Merkezi, çalışma için Ocak 2011’den Mart 2012’ye kadar 15 aylık bir süreçte haber ve politika alanında en popüler videoları inceledi. İncelemede, Japonya’da meydana gelen deprem ile ilgili videoların, felaketten sonraki hafta 100 milyondan fazla kez izlendiği saptandı. Rusya’daki seçimler ve Ortadoğu’daki huzursuzluklara dair videolar da en fazla izlenen videolar arasındaydı.

Klasik medyanın yeni medyadan beslenmeye başlaması gazetecilik alanında yeni bir uzmanlık alanını da doğurdu: Sosyal medya takip ve analiz birimleri kuruldu. Bu birimler sosyal medyada yer alan ve haber içeriğine sahip paylaşımları takip edip, bunları teyit etmeye çalışıyorlar. Henüz çok yeni bir alan olmasına karşın geleceği oldukça parlak görülen bir iş!

Her izleyici artık kendi yayın akışını yapabiliyor

YouTube’un hayatımıza kazandırdıkları arasında önemli birisi de kendi yayın akışımızı yapma şansına artık sahip olmamız. Neyi, ne zaman izleyeceğimize artık genel yayın yönetmenleri veya ilgili yayın müdürleri değil, biz izleyiciler karar veriyoruz.

Google ekibi, YouTube’un izleyici üzerindeki etkisini, “YouTube, insanların video izleme şeklini değiştirdi. İçeriğin pasif tüketiminden içerikle aktif etkileşime geçişin ve bu içeriğin içerik oluşturucular tarafından hazırlanmasının eğlence, marka bilinci oluşturma ve davranışlar üzerinde büyük etkileri var” diye değerlendiriyor.

Eskiden takip ettiğimiz dizileri izleyeceğimiz gün ve saatlerde program yapmaz, mecbur kalınca da dizinin bölümlerini kaçırırdık. Ancak YouTube (ve diğer video paylaşım mecraları) bu soruna da bir son verdi. Artık istediğimiz videoları, istediğimiz yer ve zamanda, dilediğimiz gibi izleme şansına da sahibiz.

Etkileşimli bilgi paylaşımı karşı tarafın daha fazla algılamasını sağlıyor

YouTube ve benzeri sosyal mecralarda, Web 2.0 olarak adlandırdığımız karşılıklı iletişim ve etkileşim sağlanabilmektedir. Buralarda haberin kaynağı gibi tüketicisi de içeriğin üretilmesinde katkı sağlayabilmektedir. Bu süreç bilginin hedef kitle tarafından daha hızlı özümsenmesini sağlamaktadır.

Marshal McLuhan, iletişim ve kitle iletişim araçlarını sıcak ve soğuk araçlar olarak ayırmaktadır. Bireyin yalnızca tek bir duygusuna hitap eden iletişim araçları sıcak araçlardır. Bu araçlarda bireyin katılma imkanı çok fazla değildir. Fotoğraf, sinema ve radyo insanların sadece görme ve işitme duygusuna hitap ettikleri için sıcak araçlardır. Soğuk iletişim araçları, insanların birden çok duyusuna hitap eden ve mesajı alan insanın katılımın yüksek olduğu araçlardır. Buna göre, telefon soğuk iletişim araçlarının bir örneğini teşkil eder. Soğuk iletişim araçları vasıtasıyla iletilen mesajlar, alıcı tarafından katılım yoluyla daha fazla enformasyon alınmasına imkan sağlar. Bu durum yüz yüze iletişim için de geçerlidir. Mesajın alınabilmesi için izleyicinin katılımı gereklidir.

Etkileşim ve katılım; bilginin, mesajın veya haberin hedef kitle tarafından daha iyi algılanmasını, kavranmasını sağlamaktadır. Bu noktada YouTube’un etkileşime açık olması televizyonun önüne geçmesini sağlamaktadır.

Etkileşimin bilginin, mesajın veya haberin kavranmasında bu kadar önemli bir rol oynaması medya kuruluşları için “haberin oyunlaştırılması” kavramını ortaya atmıştır. Türkiye’de pek tartışılmasa da bu konu Batıda oldukça tartışılmış ve oyunlaştırma ile etkileşimin artması, böylelikle de haber içeriğinin hedef kitle tarafından daha fazla ve kolay algılanması amaçlanmıştır.

Okan Yüksel

Medya Akademi kurucusu Okan Yüksel; Uludağ Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler, Anadolu Üniversitesi'nde Medya ve İletişim öğrenimi gördü.

Dijital pazarlama ve sosyal medya alanlarında birçok ödülün sahibi olan Okan Yüksel, ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarının sosyal medya ekiplerinde yer aldı. Birçok ulusal ve uluslararası medya kuruluşunun sosyal medya hesaplarının kuruluşunu, yönetimini koordine etti.

Al Jazeera, Anadolu Ajansı gibi medya kuruluşlarının yanı sıra T.C. Başbakanlık ve Millî Savunma Bakanlığı gibi kurumlarda sosyal medya danışmanı ve sorumlusu olarak görev aldı.

Okan Yüksel’in Türkiye'deki pek çok üniversitede ders kitabı olarak okutulan “İnternet Gazeteciliği ve Blog Yazarlığı” ile “YouTube ve Video Blog Rehberi” adlı kitapları bulunmaktadır.

Okan Yüksel, halen "Türkiye'nin yeni medya okulu" Medya Akademi'nin koordinatörlüğünü sürdürmektedir. Medya Akademi, 2015'ten bugüne dijital pazarlama ve sosyal medya alanında Türkiye'nin öncü eğitim ve danışmanlık şirketleri arasında yer almaktadır.

Okan Yüksel, Medya Akademi'nin yanı sıra İstanbul Okan Üniversitesi'nde Yeni Medya, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümlerinde ders vermektedir.

https://www.okanyuksel.com

Yorumunuz:

X
Canlı Görüşme Başlat
Merhaba, size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba, size nasıl yardımcı olabiliriz?
Powered by
%d blogcu bunu beğendi: