fbpx

Bilgi ve iletişim teknolojileri, hayatımızı baştan sona değiştirmeye başladı. Bu teknolojiler arasında en büyük değişimi ise bilgisayar ve internet teknolojisinde yaşanan gelişmeler sağladı. Bu makalede, sizlere bilgisayar ve internet teknolojilerinin gelişimini aktarmaya çalıştım. Yararlı olacağına inanıyorum.

Bilgisayar Teknolojisi

Bilgisayarlar, bilgi depolamaya ve bu bilgiler arasında işlemler yapmaya, yapılan işlemler ile sonuçlara ulaşmaya imkân veren, çağımızın en önemli teknolojilerinden bir tanesidir. Bilgisayar dediğimiz elektronik araçlar temelde donanım ve yazılımdan oluşur.  

Bilgisayarların donanımları, bilgisayarın işlevini yerine getirebilmesi için gerekli olan birbirinden farklı, teknoloji harikası cihazların toplamıdır. Örneğin bilgisayarımızın kasası, monitörü veya yazıcısı gibi elle tutulur araçlarına donanım (hardware) denir. 

Yazılım (software) ise bilgisayarlarımızda kullanmakta olduğumuz, elle tutamayacağımız programların bütünüdür. Bu programlar komutlardan oluşan birbirine bağlı ve interaktif satırlardan oluşur. Örneğin internete girerken kullandığınız internet tarayıcı programı yazılıma örnek olarak verilebilir. Ayrıca, Microsoft firmasının ürettiği “Windows” bir işletim sistemi programı olup, dünyanın en fazla kullanılan yazılımlarından birisidir.

Donanım ve yazılımın bütünlüğüyle çalışan günümüz bilgisayarları, çağımızda sosyal birçok değişime önayak olmuşlardır. Pek çok sosyal bilimciye göre sanayi toplumunun oluşmasında buhar makinesinin icadı ne kadar önemliyse, bilgisayarların icadı da günümüz bilgi toplumunun oluşumunda en az o kadar önemlidir. Bilgisayar teknolojisinin ve internetin doğurdukları sinerji adeta dünyamızı baştan sona yeniden şekillendirmeye başlamıştır.

Oysa ilk başlarda kimse bugünleri hayal etmiyordu! 

1950’li yıllarda neredeyse bir evi kaplayacak boyutları ve bir servet eden fiyatlarıyla bilgisayarlar, ulaşılmaz ve açıkçası çok da bilinmeyen teknolojilerdi. Elektronik bir altyapıya sahip olan ilk bilgisayar olan, Amerika Birleşik Devletleri’nde Pensylvania Üniversitesi tarafından askeri amaçlar için geliştirilen ENIAC (Electronic Numerical Integrator And Computer – Elektronik Numara Entegreli Hesaplayıcı), tam otuz bin kilo ağırlığa sahipti. ENIAC’ın fotoğrafı bu bilgisayarın neye benzediği konusunda bir fikir edinmenize yardımcı olmuştur. O zamanlarda böyle bir bilgisayarı evinizin bir köşesine koymanız pek de mümkün değildi!

İsteseydiniz de evinize otuz bin kiloluk bir bilgisayar alamazdınız. Çünkü bu tür bilgisayarlar sadece bilim adamlarının ve araştırmacı bir azınlığın kullanabildiği, mülkiyetleri genellikle devletlere ait olan oldukça pahalı ve az bulunur araçlardı. 

Bugün ise bilgisayarlar hayatımızı çepeçevre sarmış durumdalar. Bunda donanımdaki ilerlemeler ve yazılım alanındaki gelişmeler önemli birer faktör. 

Donanımdaki gelişmeler bilgisayarların boyutunu küçültüp, kapasitesini artırırken seri üretime geçilmesiyle fiyatlar düşmüştür. 

Yazılım alanındaki gelişmelerin yaşanması ise bilgisayarları herkes tarafından kullanılabilir kolay aletler haline getirmiş, ayrıca yapılabilecek işleri de çeşitlendirmiştir.

Bu süreç sonrasında ENIAC gibi sadece uzmanların kullanabildiği devâsâ ana bilgisayarlarından herkesin kullanabildiği masaüstü bilgisayarlara, oradan da taşınabilir dizüstü bilgisayarlara geçilebilmiştir. Özellikle akıllı cep telefonları bu noktada önemli olmuştur. Akıllı cep telefonları, günümüzde internet ve sosyal medyaya girmek için kullandığımız araç haline gelmiştir. 

İlk başlarda ağırlıkları tonla ölçülen ve çok sınırlı işlemler yapabilen bilgisayarlar günümüzde cepte taşınabilmekte ve saniyede milyonlarca işlem yapabilmektedir. Bunun da ötesinde bilgisayarlar günlük yaşamda kullandığımız birçok alete bağlanabilmekte, hatta giyilebilir bilgisayarlar üretilmektedir. Artık giyilebilir bilgisayarlar, holografik 3 boyutlu görüntüler, internet tabanlı görsel depolama ve cebimizde taşıdığımız yeni teknolojilerden bahsedilen bir dönemdeyiz.

TÜRKİYE’NİN İLK BİLGİSAYARI
Bugün Türkiye’nin dört bir yanında, hatta hemen her evde bir bilgisayar bulabilirsiniz. Ancak bundan yarım asır önce Türkiye’nin bir tek bilgisayarı vardı.

Dünyanın ilk elektronik bilgisayarı olarak kabul edilen ENIAC’ın icadından tam 15 yıl sonra Türkiye’ye bir bilgisayar geldi. Türkiye’nin ilk bilgisayarı 30 Ekim 1960 tarihinde Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kullanılmaya başlanan IBM-650 Data Processing Machine idi. 12 yıl boyunca kullanılan bu bilgisayar ile Karayolları Genel Müdürlüğü’nde yol yapım çalışmaları sırasında yapılan hesaplamalar kolay ve hızlı bir şekilde yapılmaya başlandı.

Türkiye’nin bilgisayarla tanışması 15 yıl geç olsa da bu dünyanın geri kalanından çok da kötü değildi. Öyle ki Türkiye’nin bilgisayarla tanıştığı 1960 yılında İtalya-Uzak Doğu hattında bilgisayara sahip olan tek ülke Türkiye’ydi.

Türkiye’nin ikinci bilgisayarı ise IBM 1620 oldu. IBM 1620, İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından 1966 yılında kullanılmaya başlandı. İstanbul Teknik Üniversitesi’ni Ortadoğu Teknik Üniversitesi izledi ve yine aynı yıl içerisinde Türkiye’nin üçüncü bilgisayarı da faaliyete başlamış oldu.

Takvimler 1967 yılını gösterdiğinde Devlet Su İşleri ve İş Bankası da bilgisayara sahip olan şanslı kurumlar arasında yerlerini aldı. 1980’lere gelindiğinde ise Türkiye’deki bilgisayar sayısı yüzlerle ifade edilmeye başlandı.

Bugün ise hemen her köşede bir bilgisayar görüyoruz. Öyle ki hayatlarımız bilgisayarlarla çepeçevre sarılmış gibi. Bundan memnun muyuz? Bilgisayarları gerektiği gibi kullandığımız sürece memnun olmamamız için bir neden yok.

İnternet Teknolojisi

World Internet Users Statistic verilerine göre Dünya nüfusunun %54’ü internete bağlı. Bu oran Türkiye’de çok daha fazla. Türkiye nüfusunun %68,4’ü yani 56 milyonu aktif internet kullanıcısı. 

Peki ama internet nedir? İnternet nedir ve nasıl çalışır?

İstatistiklerin gösterdiği gibi çoğumuz interneti kullanıyoruz ancak pek azımız dünyayı değiştiren bu teknolojinin nasıl çalıştığından haberdar. Bu makalede şaşırtıcı bilgiler de paylaşarak internetin nasıl icat edildiğini, geliştiğini ve çalıştığını anlatacağım. “İnternet nedir?” sorusuna yanıt vermeye çalışacağım.

KÜRESEL İNTERNET KULLANIMI VE 2018 DÜNYA NÜFUS İSTATİSTİKLERİ
Kıta ve BölgelerKıta ve Bölge Nüfusuİnternet Kullanıcı Sayısı2000-2018 DeğişimiKullanım Oranı
Afrika1,287,914,329453,329,534%9,941%10.9
Asya4,207,588,1572,023,630,194%1,670%48.7
Avrupa827,650,849704,833,752%570%17.0
L. Amerika652,047,996437,001,277%2,318%10.5
Orta Doğu254,438,981164,037,259%4,893%3.9
K. Amerika363,844,662345,660,847%219%8.3
Avustralya41,273,45428,439,277%273%0.7
Toplam7,634,758,4284,156,932,140%1,052%100.0

İnternet nedir? Nasıl çalışır?

İşe tanım ile başlayalım. İnternet kısaca “Mevcut bilgisayarları çeşitli ağlarla birbirlerine bağlayıp söz konusu bilgisayarlar arasında bilginin depolanmasını ve paylaşılmasını sağlayan elektronik bir dil ve kurallar bütünü” olarak tanımlanabilir.

İnternet, Dünyanın dört bir yanına yayılan bilgisayarın aralarında bilgi alışverişi yapılabilecek şekilde organize edilmeleri sonucu oluşan ağlar ve bu ağların birleşiminden oluşur. 1960’lı yılların sonunda kendini göstermeye ve 1990’larda kendinden ciddi anlamda söz ettirmeye başlamıştır.

Savunma amaçlı bir savaş teknolojisi olarak ortaya çıktı

İnternet, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) başlarını çektiği iki kutuplu dünya düzeninin hayatımıza kazandırdığı bir teknoloji olarak ortaya çıktı.

SSCB’nin 1957’de Sputnik’i uzaya göndermesi sonrasında askeri teknoloji geliştirme çalışmalarına hız veren ABD’de olası bir kıtalararası saldırıya karşı savunma mekanizmalarına ihtiyaç duymaya başladı. Bu çerçeve ABD’deki stratejik kuruluşlar arasında iletişimi sağlamak ve olası bir nükleer saldırı tehlikesine karşı önlem alabilmek amacıyla alternatif bir iletişim sistemi tasarlanmaya başladı.

ABD Savunma Bakanlığı İleri Araştırma Projeleri Ajansı (DARPA) tarafından 1969 yılında tamamlanan ve ArpaNet (Advanced Research Projects Agency Network) olarak adlandırılan sistem bu şekilde doğdu. ArpaNet bugün kullanmakta olduğumuz modern internetin temeli sayıldı.

İlk internet ağı 4 merkezi birbirine bağladı

ArpaNet, soğuk savaş süresince olası bir nükleer savaş durumunda alternatif iletişim aracı olarak kuruldu ve bugün kullanmakta olduğumuz internetin temellerini attı.

Bugünkü internetin temelini oluştursa da ilk başlarda ArpaNet oldukça küçük bir ağdan oluşuyordu. Sadece 4 üniversite (University of California at Los Angeles, University of Utah, Stanford Research Institute ve University of California at Santa Barbara) ile ilerleyen dönemde ABD Savunma Bakanlığı birbirine bağlanabilmişti.

Modern internetin temeli sayılan ArpaNet, kullanılmaya başlandığı 1969 yılında sadece 4 noktayı birleştiren bir ağ görünümündeydi.

İnternet üzerinden gönderilen ilk mesaj da ARPANET ile yapıldı. 29 Ekim 1969’da saat 22:30’da dünyada ilk kez bir bilgisayardan, diğerine internet üzerinden bir mesaj gönderildi.

Mesaj UCLA Profesörü Leonard Kleinrock gözetiminde UCLA’da yazılım üzerine eğitim gören Charley Kline tarafından UCLA’daki bir bilgisayardan Stanfort Üniversitesi’ndeki bir bilgisayara gönderildi.

1970’lere gelindiğinde internetin sivil kullanım alanları yavaş yavaş fark edilmeye başlandı. Öncelikle üniversiteler ve araştırma kurumları internetin önemini kavradı ve adeta devrim yaratacak bu teknolojiyi farklı şehirlerdeki bilim adamları ve araştırmacılar arasında bilgi alışverişini sağlamak için kullandı. Sonrasında ise farklı ülkelerdeki bilgisayar ağları da birbirlerine bağlanarak, internetin küresel bir kapsama alanına ulaşması sağlandı.

SAVAŞLARIN İNSANLIĞA “ARMAĞAN” ETTİKLERİ
Savaş aklı başında hiçbir insanın olmasını istemediği bir olay olsa da insanlık tarhinde birçok icata da neden olmuştur. 

Sadece bu kitapta kaleme aldığım iki büyük teknoloji bile savaş ortamında geliştirilmiştir. Bilgisayar ve internet gibi daha pek çok teknoloji de savaş ve savunma amacıyla geliştirilmiştir. 

Savaş tehdidi ve savaşlar icatlar kadar standartları da hayatımıza dahil etmiştir. Örneğin üzerlerimizdeki kıyafetlerin renk standartları, hatta S, M, L veya XL gibi boyut standartları dahi savaşlarda üniforma üretmek için icat edilmiştir. 

Savaşlar ve icatlar konusunda farklı bir bakış (ve çok daha fazlası) için, Linda Weiss ve John M. Hobson’ın “Devletler ve Ekonomik Kalkınma” başlıklı kitabı okunabilir.

O kablolar sanal değil, gerçek

Bugün dünyamızı çepeçevre saran internet, aslında sanaldan öte gerçek de bir ağı temsil ediyor.

İnternet dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca bilgisayarı birbirine bağlarken büyük ölçüde kablolardan yardım alıyor. İnternet ağı, karaların yanı sıra deniz ve okyanusları da aşarak bilgisayarları, haliyle biz kullanıcıları birbirine bağlıyor.

Küresel kablo ağı, bugün kullanmakta olduğumuz modern interneti oluşturuyor. Karadaki on binlerce hat, okyanuslar altından birleştiriliyor.

İnternet en hızlı yayılan iletişim aracı oldu

Yukarıdaki haritada görünen ve dünyamızı çepeçevre saran kablolardan da anlayabileceğiniz gibi internet tüm dünyaya yayılan bir iletişim aracına dönüşmüş durumda. İşin daha çarpıcı tarafı ise bunu diğer tüm rakiplerinden çok daha kısa bir sürede başarabilmiş olması. 

Amerika Birleşik Devletleri’nin önde gelen gazetelerinden USA Today’in verilerine göre, 50 milyon seyirciye/kullanıcıya ulaşmak radyonun 30, televizyonun 13, internetin ise sadece 4 yılını aldı.

Yani, internetin yaygınlaşma hızlı en yakın rakibi olan televizyondan bile onca yıl fazla!

Bugün dünyanın dört bir tarafına dağılmış yüz binlerce insan gününün büyük bir bölümünü internet bağlantısı olan bir bilgisayarın karşısında geçiriyor.

İnterneti sosyalleştiren deha: Tim Berners-Lee

İnternetin bugünkü anlamda bir forma kavuşmasında ve kitlelere yayılmasında etkisi olan en önemli isim ise “internetin babası“ olarak kabul edilen Tim Berners-Lee’dir.

İsviçre’de, son yıllarda büyük patlama (big bang) deneyi ile tüm dünyada kendinden söz ettiren Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde (Centre Europeen pour la Recherche Nuclearie – CERN) çalışmakta olan Tim Bernard Lee, 1989 yılında, halen kullanılmakta olan World Wide Web (WWW) teknolojisini geliştirdi. Bu teknoloji ile bildiğimiz web sayfalarının oluşmasına ve bu sayfalar arasında gezmemize olanak sağladı.

İnternet siteleri içerisindeki sayfaların hazırlanmasında kullanılan dil olan Hyper Text Markup Language (HTML) de Tim Bernard Lee tarafından icat edildi. Tim Berners-Lee’nin bu kodlama dilinin patentini almaması ve insanların ücretsiz olarak bu dili kullanabilmeleri de şüphesiz internetin yayılmasına ve bu ismin efsaneleşmesinde büyük rol oynadı.

Tim Bernard Lee’nin mucidi olduğu HTML protokolü sayesinde öncesinde kurum ve kuruluşlar, sonrasında da bireysel kullanıcılar kendi web sitelerini yaratmaya başladılar.

İlk web sitesi ‘internet’ hakkındaydı

İlk web sitesi 1990’da tanıdık bir isim tarafından kuruldu. Tim Berners-Lee hala yayında olan web sitesinde internetin ne olduğu ve nasıl kullanılacağı anlatmaya çalıştı.

Günümüzdeki web sitelerinden oldukça sade bir görünüme sahip olan ilk web sitesinde sadece metin ve bağlantılar vardı. Fotoğraf ve video o zamanlar için pek de kullanılabilen içerikler değildi.

Tarayıcı yazılımları internetin sosyalleşmesini sağladı

HTML ile yazılan ve sadece uzmanlar tarafından anlaşılabilecek kodlardan oluşan web sitelerinin kitlelerce okunup, izlenebilmesi için gereken “internet tarayıcı“ yazılımları da bu yıllarda ortaya çıkmaya başladı. Asıl görevleri HTML kodlarını algılamak ve bu kodları bir web sayfasına dönüştürmek olan tarayıcıların ilk popüler olanı Netscape Navigator idi.

Navigator’un ardından, günümüzün de en popüler tarayıcılarından bir tanesi olarak kabul edilen Microsoft Internet Explorer ortaya çıktı. Sonrasında ise Mozilla Firefox ve Google Chrome tamamen ücretsiz olarak internet kullanıcılarının hizmetine sunuldu. 2013’te ise Yandex Browser’ın yoğun tanıtımına başlandı.

İnternet dünyamızı değiştirecek

Bugün geldiğimiz noktada insanların büyük bölümü zamanlarını bilgisayar başında, internete bağlı olarak geçiriyor. Artık sadece bilgisayarlarımız değil telefonlarımız, tabletlerimiz, akıllı saatlerimiz, arabalarımız, evlerimiz ve hatta evlerimizdeki eşyalar da internete bağlanmaya başladı.

Dünya internet ile değişiyor ve bu değişim öncekilerden çok daha hızlı ve çarpıcı oluyor. İşin daha heyecanlı tarafı ise ilerleyen aşamalarda nelerin olup biteceğini hiç kimse, hiç birimiz tam olarak öngöremiyoruz.

Okan Yüksel

Medya Akademi kurucusu Okan Yüksel; Uludağ Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler, Anadolu Üniversitesi'nde Medya ve İletişim öğrenimi gördü.

Dijital pazarlama ve sosyal medya alanlarında birçok ödülün sahibi olan Okan Yüksel, ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarının sosyal medya ekiplerinde yer aldı. Birçok ulusal ve uluslararası medya kuruluşunun sosyal medya hesaplarının kuruluşunu, yönetimini koordine etti.

Al Jazeera, Anadolu Ajansı gibi medya kuruluşlarının yanı sıra T.C. Başbakanlık ve Millî Savunma Bakanlığı gibi kurumlarda sosyal medya danışmanı ve sorumlusu olarak görev aldı.

Okan Yüksel’in Türkiye'deki pek çok üniversitede ders kitabı olarak okutulan “İnternet Gazeteciliği ve Blog Yazarlığı” ile “YouTube ve Video Blog Rehberi” adlı kitapları bulunmaktadır.

Okan Yüksel, halen "Türkiye'nin yeni medya okulu" Medya Akademi'nin koordinatörlüğünü sürdürmektedir. Medya Akademi, 2015'ten bugüne dijital pazarlama ve sosyal medya alanında Türkiye'nin öncü eğitim ve danışmanlık şirketleri arasında yer almaktadır.

https://www.okanyuksel.com

Yorumunuz:

X
%d blogcu bunu beğendi: